Hz. Hûd ve Âd kavmi
Âd kavmi, Ahkâf denilen kumlu tepelerin bulunduğu bir diyarda yaşardı. Güçlü bedenleri, yüksek yapıları, bereketli bahçeleri ve sayısız hayvanları vardı. Ne var ki bu kadar nimete kavuşan kavim, bunları kendilerine kimin verdiğini unutmuş, ellerinde yaptıkları putlara tapar olmuştu.
Allah onlara kendi aralarından bir kardeşlerini, Hz. Hûd'u peygamber olarak gönderdi. Hz. Hûd onlara şöyle seslendi: “Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın.” Kendisinin bunun için hiçbir ücret istemediğini de ekledi.
Kavmi ise ona kulak asmadı. “Ey Hûd, bize açık bir delil getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Bizce ilahlarımızdan biri seni çarpmış” dediler. Kendi güçlerine güvenerek, “Bizden daha kuvvetli kim var?” diye övünüyorlardı. Onları yaratanın, kendilerinden çok daha kuvvetli olduğunu düşünmüyorlardı.
Hz. Hûd korkusuzca cevap verdi: “Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. Hepiniz bir olup bana tuzak kurun, sonra bana göz bile açtırmayın. Ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim.” Bir tek kişinin, koca bir kavme karşı bu kadar emin konuşması, imanın verdiği cesaretin ta kendisiydi.
Bir gün ufukta kendi vadilerine doğru gelen yoğun bir bulut gördüler. Sevinçle, “Bu bize yağmur getirecek bir buluttur” dediler. Oysa o, acele istedikleri azabın ta kendisiydi. İçinde, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden dondurucu bir rüzgâr vardı. Rüzgâr günlerce esti ve geride yalnızca boş kalmış evleri bıraktı.
Allah, Hz. Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri katından bir rahmetle kurtardı. Âd kavminin yüksek yapıları, güçlü bedenleri ve övündükleri servetleri onları korumaya yetmedi. Geriye, kibrin ve inkârın sonunu anlatan bir ibret kaldı.
Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Hûd Suresi 50–60; Ahkâf Suresi 21–25