Hz. İbrahim ve putlar
Hz. İbrahim, putlara tapılan bir şehirde büyüdü. Babası da putları yüce tutanlardandı. Allah, Hz. İbrahim'e daha gençliğinde doğruyu görme basireti vermişti. Babasına ve kavmine sordu: “Şu karşısında durup taptığınız heykeller de neyin nesi?” Onların cevabı tek bir cümleydi: “Biz babalarımızı bunlara tapar bulduk.”
Hz. İbrahim, babasına büyük bir saygı ve şefkatle seslendi: “Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım, bana sana gelmeyen bir ilim geldi. Bana uy ki seni doğru bir yola ileteyim.” Babası ise öfkelenip onu taşlamakla tehdit etti ve yanından uzaklaşmasını istedi. Hz. İbrahim ona, “Selam sana. Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim” diyerek ayrıldı.
Kavmi bir gün şehrin dışında toplanmak için yola çıktığında Hz. İbrahim geride kaldı. Putların bulunduğu yere girdi ve büyük olanı hariç hepsini parça parça etti. Büyüğüne dokunmadı; çünkü kavminin dönüp ona başvurmasını umuyordu.
Kavim geri döndüğünde manzarayı görünce telaşlandılar. “Bunu ilahlarımıza kim yaptı?” diye sordular. İçlerinden bazıları, putları diline dolayan İbrahim adında bir gençten söz etti. Onu herkesin önüne getirdiler ve sordular: “Ey İbrahim, ilahlarımıza bunu sen mi yaptın?”
Hz. İbrahim'in cevabı onları düşündürmek içindi: “Belki de bunu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabiliyorlarsa onlara sorun!” Bir an kendi vicdanlarına döndüler ve birbirlerine, asıl zalimin kendileri olduğunu itiraf ettiler. Ama sonra yine eski hâllerine döndüler: “Sen de biliyorsun ki bunlar konuşmazlar.”
İşte Hz. İbrahim'in beklediği söz buydu. “Öyleyse Allah'ı bırakıp size hiçbir fayda veremeyen ve zarar da dokunduramayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yazıklar olsun size ve Allah'ı bırakıp taptıklarınıza! Hâlâ akıl etmiyor musunuz?” dedi. Sözleri apaçıktı. Ancak gerçeği gördükleri hâlde inatlarından vazgeçmeyenler, bu kez onu cezalandırmanın yollarını konuşmaya başladılar.
Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Enbiyâ Suresi 51–67; Meryem Suresi 41–48