Hz. İbrahim'in misafirleri
Bir gün Hz. İbrahim'in kapısına tanımadığı birkaç misafir geldi. İçeri girip “Selam” dediler. Hz. İbrahim de “Selam” diye karşılık verdi ve içinden, bunların tanımadığı bir topluluk olduğunu düşündü. Ama kim olduklarını sormadan önce, bir ev sahibine yakışanı yaptı.
Sessizce ailesinin yanına gitti ve kısa sürede misafirlerine semiz bir buzağı kızartıp getirdi. Yemeği önlerine koyarak nazikçe, “Yemez misiniz?” dedi. Hz. İbrahim'in misafirperverliği öyle meşhurdu ki, Kur'an bu sahneyi bütün inceliğiyle anlatır: Misafiri bekletmemek, ona elindekinin en iyisini sunmak ve bunu da gösterişsizce yapmak.
Fakat misafirlerin elleri yemeğe uzanmıyordu. Bunu gören Hz. İbrahim, içinde bir korku hissetti. Misafirler onun hâlini fark ettiler ve “Korkma” dediler. Onlar insan değil, Allah'ın gönderdiği meleklerdi. Lût kavmine gönderildiklerini, ama önce Hz. İbrahim'e bir müjde getirdiklerini bildirdiler.
O sırada ayakta duran hanımı güldü. Melekler ona İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakup'u müjdelediler. Hanımı hayretle elini yüzüne vurdu: “Vay başıma! Ben yaşlı bir kadınken, şu kocam da bir ihtiyarken doğuracak mıyım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!” Melekler şöyle cevap verdiler: “Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Ey ev halkı, Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinizedir. Şüphesiz O, övülmeye layık ve şanı yüce olandır.”
Müjdenin sevinci içinde bile Hz. İbrahim'in kalbi başkalarını düşünüyordu. Meleklerin Lût kavmine azap için gönderildiğini öğrenince, o kavim hakkında onlarla konuşmaya başladı. Kur'an onu şöyle anlatır: İbrahim gerçekten yumuşak huylu, çok içli ve kendini Allah'a vermiş biriydi. Belki o kavmin tövbe etmesi için biraz daha zaman olur diye umuyordu.
Melekler ona, Rabbinin emrinin artık geldiğini, bu azabın geri çevrilmeyeceğini bildirdiler. Hz. İbrahim de Rabbinin hükmüne teslim oldu. Ardından misafirler yola koyuldular. Yaşlılığında evlat müjdesi alan Hz. İbrahim ve hanımı ise, Allah'ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu ve O'nun dilediğini dilediği zaman verdiğini bir kez daha görmüşlerdi.
Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Hûd Suresi 69–76; Zâriyât Suresi 24–34